31/12/2009 - Sade-nin zerafeti!

Pürüzsüz, yumuşak zaman zaman da asi ses rengiyle soul, R&B müziğin en saygın kadınlarından Sade, 9 yılın ardından yeni single şarkısı “Soldier of love “ ile özlediğimiz Sade’nin zerafeti bir kez daha hatırlattı!
“Aşkın askeri” anlamına gelen “ Soldier of love “ ismindeki yeni albümünün ilk şarkısıyla müzikteki 26 yıllık misyonunu bir anlamda özetleyen Sade, şarkılarında hep aşk ana ekseninde dolaşıp müzikseverleri de dolaştırdı.
Günümüz modern kadının en büyük sorunlarından biri olan yalnızlığa ve aşka dair büyük bir haykırış niteliğindeki “ Soldier of love” sözlerinden edindiğim izlenim, 9 yıldır ortalarda olmayan Sade’nin aşk özlemi ve kırgınlığından bu beklediğimiz yeni albümü, ihtiyacı olan ilham ile kayıt etmiş olması.
Donny Hattaway, Curtis Mayfield, Marvin Gaye hayranlığı olan Holan Folasade Adu, bu soul büyüklerinin reankarnesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
İlk Sade’nin ismini ve sesini duyduğumuz şarkısı “Smooth operator” tam da döneminin müzikal özelliklerini yansıtırken sadece o döneme hapsolamayacak kadar da müziği ilericiydi.
İlericiydi diyorum çünkü hala şarkının üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen duyduğumuzda es geçme, demode bulma ihtimalimizin olmadığı çok açık. Belki de Sade’nin en büyük özelliği de bu! Müziğinin zamansızlığı! Tıpkı hayranlıkla dinlediği Gaye, Hattaway ve Mayfield gibi.
1984 tarihinde “Diamond life” albümü ile başlayan diskografisine neredeyse 2 yılda bir albüm ekleyen Sade’nin, “Lovers Rock” isimli 6.studyo albümünden sonra yeni albüm için neden 9 yıl beklediği sorusunun cevabıda zamanla sınırlandırılamayan müziği bence!
Bir ilk albüme göre müzikalite olarakta kayıtsız kalınamayacak kadar çok sayıda hit ve klasikleşecek şarkı bulunan “Diamond life”, son 30 yılın en iyi albümlerinden biri olarak sınıflandırılabilir.
1984 yılında “Smooth operator”şarkısıyla müziğini yeni yeni keşfetmeye başladığımız Sade, “Your love is king” adlı şarkısıyla da müziğinin derinleşeceği tüyolarını verirken, “Hang on to your love” kaydıyla gelişeceğini, zamansız ve yenilikçi olacağını açıkca deklare ediyordu.
Müzikte “Aşkın askeri” misyonunu gönüllü üstleneceği ta 1984 “Diamond life” ismindeki ilk albüm ile belli olan Sade, aşk manifestosu kıvamındaki 2000 albümü “Lovers rock” arasında geçen zamanda müziği merakla ve tutkuyla beklenip, takip edilen müzisyenlerin başında geliyor. İşte bu yüzdendir ki; 9 yılın sonunda Sade cephesinden bir single’in gelmesiyle soul, R&B ve zaman zaman caz tınılarının 2010 yılındaki Sade-ce harmanlanması nasıl olacak diye bir merak uyandırdırması çok doğal...Ne de olsa yenilikçi, farklı ve kendine özgü Sade zerafeti ile ne yapsa şahsına münhasır olacağı kesin!
80’lerin soundunu en iyi yansıtan “ Diamond life” albümünün ardından bir 90’lar klasiği olan “Love deluxe” albümü vardı ki, Sade’nin müziğiyle 90’lara adeta dövmesini yaptırmıştır diyebiliriz. Şarkılarını Stuart Matthewman ile beraber yazan Sade, özellikle bu albümdeki “No ordinary love” şarkısıyla bana “ne büyük aşklar yaşamış” hissini ve bir anlamda özlemini vermiştir.
“Kiss of life” ile en acil durumlarda bizi hayat öpücüğüyle aşk hayatımıza döndürmeyi başaran Sade, aşk bitsede geriye kalan buruk acının hayatın tuzu-biberi olduğunu söylemek için yazdığı “ Feel no pain” her zaman dinlenecek Sade şarkılarılarının başında gelmiştir.
1984 – 2010 arasındaki yıllarda soul ve R&B müziğin gelişimi ve değişiminin en iyi örneğini sadece Sade’nin müziğini dinleyerek anlamak, analiz etmek mümkün.
8 Şubat 2010 günü tüm dünyada yeni albümü çıkacak olan Sade, müziğiyle 2010 yılını tüm hayatımı daha da güzelleştirdiği gibi güzelleştirecek kesinlikle! Şu sıralar yeni şarkısını dinlemeye başladığımdan bu yana, bana başka bir heyecan daha yaşatan düşüncenin de başrol oyuncusu oluyor Sade!
Yeni albüm turnesi için Sade’yi İstanbul’da canlı canlı dinlemek olasılığı şu sıralar heyecansız hayatımı heyecanlandırıyor.
Kulağımda “ Soldier of love” hazır olda aşkın askeri Sade’yi bekliyorum!
Belki gelir diye umuyorum...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/9/2009 - Tutkunun müziği...

Tüm dünyadaki şarkıların ola ki başına birşey gelse ve sadece tek bir şarkı-parça kalsa yeryüzünde hiç düşünmeden bir tek bu kalsın isterim ..."eyes of the heart".
Keith Jarrett'ın doğaçlama dehasının ve yaratıcılığının, insanı mucizenin gerçekliğine inandırdığı bu 17 dakikalık sanat eseri, benim evreni yaratan bu büyük enerjiye ve dengeye şüphe duymadan inanmamı sağlıyor.
Parçanın giriş bölümü sanki giderek daha da heyecanlanacak ve ateşlenecek bir seksin ön sevişmesi gibi... Sakin ve yumuşak başlayıp giderek beklentilerinizi arttırıyor. Yetmiyor! Daha fazlasını bekliyorsunuz! İstiyorsunuz!
Melodinin yavaş yavaş gelmeye başladığını duyduğunuz gelişme bölümündeki dakikalarda Dewey Redman'nın yalvaran saksafonu heyecanlandırırken, Charlie Haden'in bası ihtiyacınız olan ritmi yakalamanızı sağlıyor, Keith Jarrett'ın piyanosu hızlanan kalp atışlarınıza uyum sağlıyor.
Jarrett'ın piyanoyu çalarken çıkardığı seslerden de bu yaratım sürecinin kolay olmadığını, ilhamın sancılı geldiğini ama zevk verdiğini anlıyorsunuz. Sancılı, yorucu ama kesinlikle zevkli!
Bas ve piyanonun yakaladığı o tempo, perküsyonun katılımıyla giderek hızlanıyor...sizi beklediğiniz, istediğiniz o ana hazırlıyor. Keith Jarrett'ın tuşlara basışındaki titreşimden, sona yaklaştığınızı finalin gelmek üzere olduğunu içinizde hissediyorsunuz. Nefesinizi tutmuş sadece müziği duyuyorsunuz. Piyanonun sesi giderek artıyor, yükseliyor, coşuyor...Kendinizi o yoğun duygulara bırakıyor, ritme teslim oluyorsunuz. Notaların sıcaklığı kalbinizden başlayıp tüm vücudunuzu sarıyor. Ürperiyorsunuz! Yüzünüzde mutlu bir gülümseme, nihayet final büyük bir mutlulukla geliyor!
Müzik, evrenin en büyük zevkini tattırıyor.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/8/2009 - Aydınlık bir akşam...

Aydınlık bir akşam... Dolunay tüm enerjisiyle parlıyor, tıpkı Leonard Cohen gibi...
"Dance me to your beauty with a burning violin, Dance me through the panic til i'm gathered safely in, Dance me to the end of love..."
Tam saat 21:00'de Cohen sahneye, işte bu dizeleri söyleyerek çıkıyor. Açık Hava'daki binlerce kişiyi gözle görülür bir heyecan alıyor. Kimileri yerine oturmak için acele ediyor, kimileri olduğu yerde öylece kalıp izliyor, kimileri de çığlık atıyor. Belli ki, herkes onu uzun zamandır bekliyor!
Ben ve benim gibi notaların peşinde koşan arkadaşım, heyecanlı ve şaşkın birbirimize bakıp kalıyoruz. Onu sahnede görünce Sevgi Bayramı'nda yapılacak en iyi meditasyon Leonard Cohen'nin müziğini dinlemek, alçakgönüllü kişiliğine tanık olmak diye geçiriyorum aklımdan.
Cohen şarkılarını söylerken gözüm sürekli dolunaya takılıyor. Yılın sadece bu zamanında güneş ve ayın aynı boyuta gelip eşit enerji çıkardıkları bu günde Cohen'nin karşımda olması tesadüf mü diye merak ediyorum. Dünyanın, evrenle mükemmel bir denge bulduğu bu özel enerjili günde, bu özel ruhlu adamın burada olması tesadüf olamaz biliyorum.
Müzikalitesinin ve kelimelerindeki değerin tartışılamayacağı aşikar olan bu müzik adamının arınmışlığı beni çok etkiliyor. Grubundaki her müzisyeni takdim ederken şapkasını çıkarıp, saygıyla ve büyük bir alçakgönüllülükle önlerinde eğilen, eğilebilen bu adamın nazik ruhu bana çok şey anlatıyor.
İnsanın kişiliğinde var olan bencilliğinden "ben" enerjisiyle içindeki boşluğun giderek daha da büyümesinden kaynaklı huzursuzluktan, çok uzak bir adam Leonard Cohen!
İçten,pozitif, sakin, içindeki "ben" boşluğunu ışıkla doldurmayı başarmış, ruhunu tamamlama sürecinde uzunca bir yol katetmiş bir insanın varlığını görmek beni duygulanırıyor. Umutlandırıyor... Cesaretlendiriyor... İnanmaya devam etmemi söylüyor... Güç veriyor... Hafif,uyumlu ve alçakgönüllü Cohen, belli ki çevresindeki insanların hayatını kolaylaştıran, aydınlatan biri. Bu aydınlıkla şarkılarını söyleyen üstat, beni mutlu ediyor...
Ruhumdan düzgün sesler çıkması için devam eden ve edecek olan arayışımda, ihtiyaç duyduğum ilhamı Cohen bana veriyor ve beni ağlatıyor...Bu aralar beni herşey kolayca ağlatabiliyor!
Her ruhun bu evrende edinmesi gereken amaçı bulması öyle kolay bir serüvenle olmuyor.Bu arayışta amaçını bulmuş bir ruhu karşımda görmek beni çok etkiliyor.Kim bilir ne bedeller ödemiş, neler kaybetmiş, ne kadar karanlıkta kalmış, nasıl acı çekmiş, kaybolmuş ve yalnızlaşmış...
Ama sonunda ışığa ulaşmış!
İşte bu ışıklı düzgün ruhun, müziğin ve dolunayın varlığı 5 Ağustos Sevgi Bayramı gecesine ne kadarda yakışıyor!
"Bird on wire" şarkısını söylerken Açık Hava'nın çatısındaki kuşların birden havalandığını görmekte şaşırtıyor. Bu efsanenin yıllarca çalıp, dinlediğimiz şarkılarını canlı canlı dinlemek, böylesine özel bir gecenin ardından unutulmaz melodiler olarak aklımda uçuşuyor hala...
"The Future", "Ain't no cure for Love", "Everybody knows","Who by fire","Waiting for a miracle", "In my secret life","Sister of Mercy","Boogie Street","Tower of song","Hallelujay", "Suzanne", I'm your man","First we take Manhattan" gibi şarkılarıyla Leonard Cohen kendisini izleyenlere son derece tatmin edici bir gece yaşatıyor.
Ruhunu temizleme yolunda perdeyi aralamış bu müzik adamının gelişen hisleriyle müziği nasıl duyduğunu çok merak ediyorum.
Öğrenmek ve bende duymak istiyorum!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/7/2009 - Bayanlar baylar...işte gerçek bir müzisyen!

George Benson, bir kez daha tüm o sıcak ve neşeli enerjisiyle koşar adım belli ki heyecanla sahneye çıkıyor.
Onu bir kere daha sahnede görmek çok güzel!
Eline, ona çok yakışan gitarını alıp hiç beklemeden tam 33 yıl öncesinden "işte bu bir Benson klasiği" dedirtecek "Breezin" i çalmaya başlıyor.
Ilık bir müzik meltemi hafifçe esiyor...Gözümün önünden bunca zaman hangi ruh hallerinde hangi Benson şarkıları yanıbaşımdaydı düşünüyorum. "Turn your love around" şarkısında arkadaşlarımla içip içip dans ettiğimiz ve eğlendiğimiz zamanlardan, "Everything must change" şarkısının nasıl dokunup beni hüzünlendirdiği o zamanlara bakınca hep onun şarkılarıyla bazı şeylerin üstesinden gelmişim bunu yine anlıyorum. Ve onu yine zor bir zamanda karşımda görüyor olmamda bana tekrar hatırlatıyor ki; ona ihtiyacım olduğunda o hep orada şarkılarıyla olacak!
Bir anda çocuk Benson'nın sesiyle Açıkhava Sahnesindeki konsere geri dönüyorum...bu konser üç bölümden oluşuyor. Çok severek dinlediği ve etkilendiği Nat King Cole klasiklerini söylemeye başladığı ilk bölümde; 6 yaşındaki küçük George Benson'nın ses kaydıyla önce "Monalisa" yı kısaca dinlemeye başlıyoruz sonra da olgun müzisyen, büyük George Benson'dan günümüz yorumuyla ard arda "Monalisa", "When i fall in love", "Nature boy" , "Route 66" gibi unutulmazlarla binlerce kişi hep beraber King'e selam ve ışık gönderiyoruz.
Çaldığı, söylediği her şarkıdan zevk aldığı ve müziği çok sevdiği o kadar belli oluyor ki, ondaki o coşku ve heyecan onu izleyenlere ulaşıyor, tek tek dokunuyor.
Şarkıları söylerken ve çalarken yerinde duramadan dans eden bu sempatik adam, resmen onu dinleyenlerle flört ediyor.
Kendi soul klasiklerini söylediği ikinci bölümde de o flört etmeye,söylemeye ve dans etmeye devam ediyor. "In your eyes", "Nothings gonna change my love", "Love x love" , "Give me the night" gibi şarkılarında binlerce kişi George Benson'a büyük bir sevgiyle ve neşeyle eşlik ediyor.
Ağustos ayında 60'ı aşan albümlerine yenisi ekleyecek olan George Benson, klasik yorumla söylediği "Nature boy" şarkısını o ilk bölümden sonra bu ikinci bölümde de en sevdiği şarkılardan biri olduğunu söyleyip bu kez farklı bir versiyonla, funky ritimleriyle çalmaya başlıyor. Gitar çalmada ki maharetine yine yeniden hayran bırakıyor.
"Fast pickin' , smooth singin', sharp dressin "... Benson tekrar sahneye büyük bir alkış, kıyamet geliyor!!!
Konserin bu üçüncü ve son bölümünde çok beklediğim ve istediğim gibi mor rengin eşliğinde funky tuneların ağırlıklı hissedildiği bisteki funky George Benson'a olan sevgim, ilgim ve saygım daha da artıyor. Onu zaman zaman pop yapması sebebiyle eleştiren burnu kalkık müzik otoritelerinin ne kadar büyük bir haksızlık yaptığını, onun müziğini her dinlediğimde bir kere daha anlıyorum ve kızıyorum.
Eğer bir müzisyenden beklentiniz iyi bir enstrumanist olması, güzel, temiz ve doğru notalara basan bir ses çıkarması, sahnede durmasını bilmesi ise kesinlikle söylemeliyim ki, adamınız George Benson! Tüm söylenenlerin aksine gerçek ve tam bir müzisyeni dinlediğinizi ancak gerçekten dinlerseniz anlayabileceğinizi düşünüyorum.
Coşkulu, heyecanlı ve keyifli biste bir "This masguarade" bir" The ghetto" bir "Poquito spanish" bir "Love remembers" dinlemek gönül çok isterdi ya neyse, bir daha ki sefere!
İşte bu yüzden çok iyi biliyorum ki, kendisiyle yollarımız bir kaç kez daha kesişecek...tekrar dinlemek ve hissetmek için!!!
Çünkü onun müziğini gerçekten dinleyip, hissetmemek olası değil.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/7/2009 - Ne zaman bir şarkı bitse...

Canım sıkkın...
Elimde kumanda hiç düşünmeden Rai Uno'yu açıyorum keyiflenmek için! Her zaman gülüp eğlenmek için ihtiyacım olan malzemenin orada olacağını biliyorum. Hızlı ve yüksek sesle konuşan, abartan, banal, absürd, renkli ve neşeli karakterleriyle İtalyan Televizyonundaki eğlence programları o kadar gürültülü ki kendinizi yalnız hissetmeniz mümkün olmuyor! Önce öylesine izlerken eğlence programını sonraları ciddi ciddi ilgimi çekmeye başlıyor. İtalyan müzik tarihinin özetini izlemeye başladığımı fark ediyorum.Rai Uno'nun yıldönümü vesilesiyle kurulduğu ilk günden bugüne programlara katılan dev isimleri gençlik halleriyle izleme ve dinleme fırsatı buluyorum. Lucio Dalla, Milva, Roberto Vecchioni derken işte o karşımda duruyor!
İnanamıyorum gördüğüme! Sunucunun onun adını söylemesini bekliyorum, emin olmak için...
Hayatımdaki en değerli iki müzisyenden biri orada duruyor.Oturduğum koltuktan gayri ihtiyari kalkıp farkında olmadan salonda bir iki adım attıktan sonra elim kumanda da televizyonun sesini daha da açıyorum.
Ve bu gerçekten de o!
İncecik, gencecik, utangaç bir yeni yetme şarkıcı sıklım büklüm, zevzek ve yılışık sunucunun sorularını yanıtlamaya çalışıyor....Zevzek sunucu cevapları beklemeden komiklik yapma ihtiyacı duyduğu için bir süre sonra sadece sunucunun ardı arkası kesilmeyen vasat esprilerini dinlemeye başlıyor o da. "Evet" ve "hayır" diyerek soruları geçiştiriyor. Yavaş yavaş duymamaya sadece izlemeye başlıyorum.
Çocukluğumdan bu yana onun sesini hep duyuyorum, dinliyorum. Uykuya dalarken, ders çalışırken, yemek yerken makaralar ve plak cızırtıları eşliğinde onun şarkıları evde aile tarihimize, anlarımıza eşlik ederken hep fonda onun sesini anımsıyorum.
Ve ilk kez onu izlemenin verdiği heyecan ve şaşkınlıkla şarkı söylemesini içimden diliyorum...
Heyecandan kalbim hızlı atıyor...şarkı söylemesini gerçekten çok istiyorum ve bekliyorum.
Ve nihayet eline mikrofonu alıyor bu genç kadın ve "Ancora ancora ancora" yı söylemeye başlıyor. İşte bu ses küçüklüğüme,ergenlik dönemime ve bugünüme eşlik eden bu ses beni çok duygulandırıyor.
Mina, karşımda şarkı söylüyor! Hayatımda her daim olan bu sesi tekrar dinliyorum daha da güzeli ilk kez izliyorum.
Çocukluğum, ailem, çocuk benin kurduğu hayaller gözümün önünden akmaya başlıyor, plaklara, radyoya ve elbette müziğe olan bu ilgimin sebeplerinden biri olarak Mina'yı sorumlu tutuyorum.
İtalya'da her girdiğim müzik dükkanında Mina'yı sorduğum günler aklıma geliyor.1976 yılından beri konser vermediğini öğrendiğim ilk anda yaşadığım hayal kırıklığını hatırlıyorum tekrar. Daha da kötüsü 20 yıldır İtalya'da değil İsviçre'de yaşadığını öğrendiğim an hayallerimin nasıl yıkıldığını anımsatıyor Mina'nın kendisi bana.
Böyle hiç beklenmedik bir anda karşımda şarkı söylerken görmek ve dinlemek beni çok ama çok mutlu ediyor.Mina yine gecemi aydınlatıyor...çocukluğumdan beri hep olduğu gibi!
Tek şarkıdan sonra Mina gidiyor ama beni bu tek şarkı elbette kesmiyor. Uzun zamandır uğramadığım cd dolabıma gidip tozlanmış Mina albümlerimin hepsini kucaklayıp teker teker en sevdiğim şarkılarını dinlemeye başlıyorum...
Un anno d'amore Question di feeling Tres palabras Amore amore mio E poi Neve
Veeee..... hiçbir zaman bende ki özelini kaybetmeyecek o en sevdiğim şarkısını sona saklıyorum!
"Quando finisce una canzone" çalıyor, ben çok uzaklara dalıyorum çünkü, bu şarkıda da dediği gibi "Ne zaman bir şarkı bitse beni hep bir hüzün alıyor"...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Müzik
Kategoriler
Arkadaşlarım
Blogcu Yardım
|